Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - Aktif sosyal devlet yaklaşımı - http://www.habergunebakis.com/
   
 

Ali KOPLAY ¬

Ali KOPLAY

 Aktif sosyal devlet yaklaşımı

 Yazı Boyutu

 Tarih : 20.09.2010 - 14:47:50


Aktif sosyal devlet yaklaşımı

 

  Devletlerin ilk oluşumundan günümüze kadar farklı doku ve karakterde devlet sistemleri olagelmiştir. Bu devletler; sosyalist, şer’i, komünist, otokratik, cumhuriyet, krallık, liberal ve demokratik olarak adlandırılmıştır.
  Sosyal devletin bahse konu edilen devlet sistemlerinin devlet ve toplum yönetimindeki tecrübesinden ortaya çıktığını söylemek farazi bir durum olmaz. Başka bir deyişle sosyal devlet anlayışı, katı devletçilik ve aşırı liberalliğin eksik ve aksayan yönlerini tekamüle erdirmek ve toplumun sosyal barış ihtiyacından doğduğunu söylemek pekala mümkündür. Çünkü sosyal barış, devletin hamurudur, suyudur.        
  Sosyal devlet, her alanda sosyalizasyonu sağlamak amacıyla özellikle ekonomik düzene  meşru materyallerle  gerekli müdahalesini yaparak sosyal adaleti, sosyal barışı ve sosyal güvenliği sağlamak amacıyla gerekli politika süreçlerini oluşturarak ve bu çerçevede proje üretmekle kendini mükellef sayar. Bu taployu şu şekilde formüle etmek mümkündür. Sosyal devlet= sosyal adalet+ sosyal güvenlik+ sosyal barıştır.

1982 Anayasası ne diyor?
  Sosyal devlet kavramı, hukuki literatürümüze 1961 Anayasası ile girmiştir. 1961 Anayasasının 2. Maddesinde; ”Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, millî demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. 1980 askeri darbesinden sonra hazırlanan 1982 Anayasasında sosyal devlet kavramı daha da pekiştirilerek yerini korumuştur. 1982 Anayasasının 2. Maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir” şeklindedir.
  Anayasa Mahkemesi, 6-27 Eylül 1967 tarih ve K.1967/29 sayılı Kararında Sosyal Devlet kavramını şu şekilde açıklamıştır. "(Sosyal devlet) ... ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadî ve malî tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici ve millî gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayıcı tedbirler alan adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlük rejimini uygulayan devlet demektir.”
  Yine Anayasa Mahkemesinin bir başka kararında Sosyal Devlet kavramı şu şekilde dile getirilmiştir." Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk devletinin, tüm kurumlarıyla Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun biçimde kurulmasını gerekli kılar. Hukuk devletinin amaç edindiği kişinin korunması, toplumda sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanması yoluyla gerçekleştirilebilir. (...) Anayasa’nın Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer verdiği sosyal hukuk devletinin dayanaklarından birini oluşturan sosyal güvenlik kavramının içerdiği temel esas ve ilkeler uyarınca toplumda yoksul ve muhtaç insanlara devletçe yardım edilerek onlara insan onuruna yaraşır asgarî yaşam düzeyi sağlanması, böylece, sosyal adaletin ve sosyal devlet ilkelerinin gerçekleşmesine elverişli ortamın yaratılması gerekir.” Her iki mahkeme kararında sosyal devletin ilke ve özellikleri yalın bir şekilde dile getirilmiştir.
Çoğaltılabilecek sorular
  Sosyal devlet, bazen refah devleti olarak kendini konumlandırmıştır. Refah devletinin amacı, sosyal refahın optimizasyonunu gerçekleştirmek için ekonomiye aktif ve kapsamlı müdahalelerde bulunmak amacıyla çeşitli politikalar üretmektir. Refah devleti, özü itibariyle düzenleyici, yönlendirici, girişimci  ve yeniden dağıtımcı fonksiyonlarına sahiptir.
  Her iki anayasamızda zikredilen sosyal devlet, ülkemizde nasıl uygulanıyor? Cumhuriyet ve demokrasiyle yönetilen ülkemiz, acaba sosyal devleti yeterince gerçekleştirebiliyor mu? Devleti yöneten sorumluluk sahibi kişilerin bu yönde yeterli gayretleri var mı? Sosyal devlet günümüzde hangi boyutta ve nasıl hayata geçiriliyor, acaba arzu edilen minvalde gerçek anlamda sosyal devlet ilkesi uygulanıyor mu, yoksa sadece anayasa metinleri  üzerinde kalan bir yazıt olarak yada soyut şekliyle  mi varlığını sürdürüyor.? Bu soruları pekale çoğaltabiliriz.
  Sosyal devlet veya refah devleti günümüzün koşullarına göre yeniden ele alınmalıdır. Bu meyanda; sosyal devlet kavramı günümüzün koşullarında ihtiyacı karşılayacak şekilde “aktif sosyal devlet” olarak isimlendirilip konumlandırılmalıdır. Aktif sosyal devlet kavramını şu şekilde tanımlamak mümkündür. İnsanların beşeri gelişmişliğini tam ve eşit olarak sağlayarak bireyleri, piyasa ekonomisi rekabetine adaletli bir şekilde hazırlayıp ve piyasa ekonomisinin sosyal yönünün geliştirilmesi noktasında gerekli her türlü çalışmayı azami ölçüde yapmakla ve özellikle de üretim ekonomisi için gerekli altyapıyı ve projeleri hazırlayarak sosyal barışı sağlama noktasında kendini mükellef sayan devlettir.

Derviş ekonomisi sosyal devleti ne yaptı?

   Aktif sosyal devletin omurgasını şüphesiz ekonomi oluşturuyor. Ülkemizdeki yaşayan ekonomi, sosyal adaleti gerçekleştirecek şekilde bireylere fırsat eşitliği vermiyor. 1980 yılından itibaren uygulanan liberal ekonomi  politikaları maalesef, zengini daha zengin fakiri daha fakir yapan bir yapıyı milletimizin önüne koymuştur. 2001 ekonomik krizinin üstesinden gelinmesi amacıyla ABD’den getirtilen Kemal Derviş, ”Türkiye’nin ihtiyacı olan modelin Uzak Asya türü ekonomi modeli olması gerektiğini“ söyleyerek bu tartışmaya dahil oluyor. Derviş’e göre Türkiye, kamunun denetimini ihmal etmeyen bir piyasa modeliyle yönetilmelidir. Bu söylemleriyle aynı zamanda kendini fakirlik uzmanı olarak adlandıran Sayın Derviş, sosyal devletin kapsamlı bir ekonomi politikasını hayata geçirmekle ancak mümkün olacağını da vurgulamış oluyor. Maalesef Derviş’in teoride ifade ettiğini  pratikte ne kendisin ne de “Derviş ekonomi politikalarının devamını uygulayan sorumluluk sahibi kişilerin  arzu edilen minvalde sosyal devleti gerçekleştirdiğini söylemek mümkün değildir.
  Ülkemizdeki yanlış ve çarpık özelleştirme politikaları, sosyal devleti derinden  örselediği de bir gerçektir. Çarpık özelleştirme politikalarının sonucunda, milli ekonomiyi temsil eden sektörler yabancı yatırımcıların eline geçmiştir. Sosyal devlet bağlamında, ülkemizdeki milli ekonomiyi temsil eden sektörler kamu ve özel sektör arasında ciddi anlamda bir denge unsuruydular. Hal böyle olunca taban ve tavan arasındaki makas büyümüş, üretimsizlikten kaynaklanan ekonomik çöküntü toplumu fakirleştirmiştir. Adaletli gelir dağılımı tamamen bozulmuş ve  gün geçtikçe de sermaye sınıfının lehine gelişen bir durum arz etmiştir.
  Sosyal devletin omurgasını zedeleyen diğer bir etkende ülkemizdeki holding ekonomileridir. 1980 yılından bu tarafa ülkemizde uygulanan ekonomi politikaları maalesef sosyal içerikli politikalar olmayıp holding ekonomisi olarak piyasada varlığını sürdürüyor. Ekonomide liberal politikaların uygulanması çerçevesinde oluşan holdingler bile uygulanan yanlış ekonomi politikaları sonucunda sermaye olarak ülke dışına transfer olmuştur. Hal böyle olunca kamunun elindeki ekonomik değerler ve özel sektörün elindeki holdingler dış yatırımcıların eline geçmesiyle sosyal devletin omurgası  her açıdan tahrip olmuştur. Çünkü yapılan özelleştirmeler, gün geçtikçe ülkemiz insanı üzerinde acımasız bir sömürüye dönüşüp üreterek  var olmak yerine tüketerek yok olmayı beraberinde getirmiştir. Aktif sosyal devlet bağlamında üretim ekonomisi, holdinglerin ve yabancıların eline değil, tabandaki halkın eline geçse ve böylece ekonomik getiri daha geniş bir tabana yayılmış olsa, elbette yabancı yatırımcılar, ülkemizdeki gıda, enerji ve iletişim sektörlerini alamayacaklardır. Böylece, ülkede üretilen ekonomik değer, yine ülke insanına kazanç ve ekonomik getiri olarak geri dönecektir.

Hazırlanan reformların felsefesi
   2001 yılından bu tarafa uygulamaya çalışılan sosyal politikaları da inkar etmek pek doğru olmaz. Fakat uygulamaya çalışılan politikalar, ekonomik ve sosyal yapıda iyileştirmeler sağlamayı hedeflemekle beraber arzu edilen sonuçlara bir türlü ulaşılamadığı da bir gerçektir. Ekonomik reformların içeriği üretim sürecinde değişimi getirmekte ve bu değişim sermaye sınıfının lehine geliştiği için derin sosyal sıkıntılara yol açabilmektedir. Ekonomik reformların uygulanmasında olumsuz sosyal etkileri ortadan kaldıracak politika süreçleri uygulanıp, reform programlarının uygulanmasında sosyal adaletin ön plana çıkarılması gerekmektedir. Hazırlanan reform programlarının felsefesi, aktif sosyal devletin içeriğine uygun olacak şekilde hazırlanmalıdır. Sosyal devlet, ekonomiye müdahaleciliği, devlet girişimciliğini ve yeniden dağıtımcı fonksiyonlarını optimum seviyede tutarak düzenleyici ve yönlendirici görev ve sorumluluklarını aktif sosyal devlet ilkesi ve felsefesi doğrultusunda yeniden ele almalıdır.

   Aktif sosyal devlet, anlayış felsefesi gereği, insanı her şeyin önünde ve merkezinde  görür. Bu bağlamda, küreselleşen dünyada rekabeti  sağlayacak en önemli etken  "insan"dır gerçeğinden hareketle, hedefler ve ekonomik kalkınma "insan kaynaklarına ve bireyin beşeri gelişmişliğine dayandırılmalıdır.                                               
  Ülkemizde özellikle üreten ve üretmeye aday insan gücü planlamasına gidilip  dünya rekabet koşullarına yenik düşmemek için bireyin yetilerini geliştirerek bu çerçevede planlanan insan gücü üretime dönüştürülmelidir. Ayrıca, kamu kaynaklarının bir bölümünün doğrudan insan  kaynaklarının beşeri gelişmişliğine kaydırılması sosyal barış ve huzurlu bir toplum için gereklidir. İnsanı her şeyin merkezine alan aktif sosyal devlet ilkesi,  insana yatırımın değerini kavrayarak  bilgi toplumuna geçiş sürecinin tamamlanması için gerekli proje ve alt yapıyı hazırlayıp manevi ve moral değerlere önem vererek özellikle de üretimi gerçekleştirecek olan bireye  her alanda yatırım yapmayı kendisine bir ödev bilir.

Sosyal patlamaların emniyet sübabı
  Günümüzde uygulanan ekonomi politikaları, liberalizmin hırsı ve yakıcı ateşiyle de birleşerek  sosyal devlet ilkesi ve felsefesini  örseleyerek devletin reel gelirlerini dahi bazı kesimlerin lehine olacak şekilde transfer etmiştir. Ekonomide kötü paranın iyi parayı kovması gibi liberal ekonomi sosyal devletin içini boşaltmıştır. Sosyal devletin liberalizme yenik düşmemesi için ülkemizde bu eksende yeni politikalar uygulanarak, beşeri gelişmişliğin motoru olan eğitim ve sağlık alanlarındaki hizmetlerin tüm bireyleri kapsaması sağlanmalıdır. Bu meyanda ihtiyaç sahibi her bireye eğitim  bursu sağlanmalı ve her birey sosyal güvenlik sisteminin şemsiyesi altına alınmalıdır.             
  Aktif sosyal devletin felsefesi gereği, sosyal güvenlik işlevini devlet her alanda sürdürmelidir. Çünkü ülkemizdeki açlık sınırı ortalama 720 YTL, yoksulluk sınırı 2000’YTL dir. İstatistiki verilere göre, açlık sınırını aşabilen emekli sayısı   %11’i ancak buluyor. Yani emeklilerin %89 açlık sınırının altında kıvranıp yaşam savaşı veriyor. Zaten yoksulluk sınırını aşan SSK emeklisi yok denecek kadar azdır. Aktif sosyal devlet felsefesi ve  ilkesi tam olarak işletilerek yıllarca devlete hizmet eden  emektarlarımıza en azından açlık sınırının üstünde bir ödeme yapılmalıdır ki gittikçe kötüleşen süreçte sosyal patlamalar olmasın.
   Nihai olarak; aktif sosyal devlet, ekonomik liberalizminde kazanımlarını yok etmeyecek şekilde,  ekonomiye ve piyasalara yerinde ve zamanında müdahale etmelidir. Aktif sosyal devlet, ekonomiyi denetleyici ve düzenleyiciliğinin yanında ekonomide yönlendirici bir misyon üstlenerek bireyi birey yapan ve insanı özgür kılan adaletli gelir dağılımını eğitimde, sağlıkta, ve sosyal hayatta mutlaka gerçekleştirmelidir. Emek- sermaye dengesinin sağlanarak, ülkemiz insanını alan el konumuna itmeyerek tabiri caizse balık tutmayı öğretmelidir. Bunlar yapılsın ki  bireyin özgürleşmesiyle beraber insanımızın kimlik gücü ortaya çıksın ve toplumumuzda fikri hür  ve iradesi güçlü katılımcı bireyler oluşturulabilsin. Çünkü yeterli gelir düzeyi olmayan insan, toplumumuzda maalesef en güvensiz insan haline gelebiliyor. Aktif sosyal devletin ilkesi ve felsefesi tam olarak uygulanırsa  bireyler arasındaki her türlü mesafe ve kronik yapısal ve sosyal sorunlar  kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktır
www.kayad.org.tr

 


3769 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  Ali KOPLAY

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (2)

 21.08.2017

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (1)

 12.06.2017

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (1)

 12.06.2017

Turgut Özalın kişiliği ve fikirleri (1)

 10.07.2014

Özal dönemi İsrail politikası (2)

 07.06.2014

Özal dönemi İsrail politikası (1)

 15.02.2014

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (3)

 23.08.2013

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (2)

 09.08.2013

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (1)

 04.07.2013

Teknolojik devrim

 10.06.2013

Türk kamu bürakrasisinin yeni yapısı (1)

 21.05.2013

663 Sağlık Bakanlığı Kanun Hükmünde Kararnamenin getirdiği yenilikler

 09.02.2013

Atanmışlar, seçilmişler ve insanlar

 20.12.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları(4)

 15.10.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları (3)

 05.09.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları (2)

 27.07.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları

 23.06.2012

Ülkemizdeki siyaset kurumunun açmazları ve çözüm önerileri

 14.03.2012

Askeri harcamaların denetimi konusu

 05.12.2011

Ülkemizdeki derneklerin genel görünümü

 22.08.2011

Buhranın kaynağı ve çıkış yolu

 04.07.2011

Koruyucu hekimliğin önemi

 08.06.2011

Atatürk’ün ekonomik görüşleri ve o dönemdeki uygulamalar

 21.04.2011

Düşünce üretiminin önündeki engeller

 15.03.2011

Nevşehir görevimizin ardından

 09.02.2011

Jean Jacques Rousseau’nun devlet yönetimine ve siyaset kurumumuza etkileri

 24.01.2011

Sağlık turizmi

 28.11.2010

Ülkemizdeki siyaset-Bürokrasi ilişkisi

 14.10.2010

Aktif sosyal devlet yaklaşımı

 20.09.2010

Büyük oyunların izdüşümü

 17.08.2010

Ordu görevimizin ardından

 06.05.2010

Van görevimizin ardından

 06.03.2010

Kırklareli görevimizin ardından

 25.12.2009

Ülkemizdeki memur sendikacılığının genel görünümü

 28.11.2009

Ülkemizdeki siyaset kurumun açmazları ve çözüm önerileri

 01.10.2009

Yolsuzluk açısından sağlık sektörüne bakış

 18.06.2009

Giresun görevimizin ardından

 06.06.2009

Ülkemiz seçmeninin anatomisi

 29.05.2009

Koruyucu hekimlik sağlıkta öncü kuvvet

 29.05.2009

Bursa görevimizin ardından

 06.05.2009

Düşünce üretiminin önündeki engeller

 06.05.2009

1876 askeri darbesinden 27 Nisan e-muhtırasına

 06.05.2009

Yeni anayasa için yol haritası

 05.04.2009

 
 SON DAKİKA
 
 

 Duyuru
  HABERGÜNEBAKIŞ FACEBOOKTA  

  HABERGÜNEBAKIŞI DÜNYA DİLLERİNDE OKUMA  

  TÜRKİYE-GÜRCİSTAN HABERCİ GAZETESİNİ JPEG OLARAK OKU  

  Site videosunda Yaşamın İçinden Türkiye Programı fragmanı  

 
 Köşe Yazıları

İlker ÇAKAN

İlker ÇAKAN ¬
“Sanatçı; toplumun dertlerini, sorunlarını algılayan insan demektir”

Yasin TEMİZKAN

Yasin TEMİZKAN ¬
15 Temmuz Demokrasi Zaferi

Prof. Dr.Reşat KASAP

Prof. Dr.Reşat KASAP ¬
Demokrasinin gelişmesinde ve sağlıklı bir toplumun oluşumunda

Doç. Dr. Meral MERT

Doç. Dr. Meral MERT ¬
Şeker hastalığı

Sadullah KAVAK

Sadullah KAVAK ¬
Vatandaş ve insan olmamızın gereği üretmek

İbrahim UYAR

İbrahim UYAR ¬
MÜSİAD Türkiye’de 86, yurtdışında 68 ülkede 181 noktada

Ali KOPLAY

Ali KOPLAY ¬
Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (2)

Av. Fatih SARIOĞLU

Av. Fatih SARIOĞLU ¬
Gürcistanda orturum başvurusunun reddine itiraz davası

Prof MuhittinYÜREKLİ

Prof MuhittinYÜREKLİ ¬
Batı

Doç.Dr.Elçin AHMEDOV

Doç.Dr.Elçin AHMEDOV ¬
Ermenistanın devlet terörü politikası ve Azerbaycana karşı saldırganlığının sonuçları

Doç MürtezaHASANOĞLU

Doç MürtezaHASANOĞLU ¬
Dünyanın düzeni nereye gidiyor?

Dr. Emine ÖKSÜZOĞLU

Dr. Emine ÖKSÜZOĞLU ¬
Hz. Peygamber hürmetine, dön yüzünü bana

Abdil KOÇ

Abdil KOÇ ¬
Ne kadar çevreciyiz?

Leman HALİLOVA

Leman HALİLOVA ¬
Kafkasyanın iki önemli stratejik müttefiki

Cemal TUZCUOĞULLARI

Cemal TUZCUOĞULLARI ¬
Yaratıcı muhasebe stratejileri(1)

Hasan AZAKLI

Hasan AZAKLI ¬
Dünyada nadir bir örnek; iki ülke bir gazete, TÜRKİYE-GÜRCİSTAN HABERCİ GAZETESİ

Naile MEMMEDOVA

Naile MEMMEDOVA ¬
Avrupa oyunları; neden Azerbaycan?

Kübra IŞIK

Kübra IŞIK ¬
Aşırı terleme (Hiperhidroz)
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 14
 Bugün : 104
 Dün : 686
 Toplam : 1085845
 Ip No : 34.237.51.159
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam
 Reklam
 Reklam

 



 
 

   © Copyright - 2009- http://www.habergunebakis.com/ - Habergunebakis.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya yazarlara ait yazılardan dolayı Haber Güne Bakış sorumlu tutulamaz.

Bu site

HABER GÜNE BAKIŞ

altyapısını kullanmaktadır.