Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - Ülkemizdeki siyaset-Bürokrasi ilişkisi - http://www.habergunebakis.com/
   
 

Ali KOPLAY ¬

Ali KOPLAY

 Ülkemizdeki siyaset-Bürokrasi ilişkisi

 Yazı Boyutu

 Tarih : 14.10.2010 - 10:21:10


Ülkemizdeki siyaset-Bürokrasi ilişkisi

 

  John Stuart Mill’in  "her şeyin bürokrasi vasıtasıyla görüldüğü bir yerde, onun gerçekten muhalefet ettiği hiçbir şey asla yapılamaz "ifadesi ile Max Weber’in “tam gelişmiş bir bürokrasinin gücü, olağan koşullarda hep çok yüksek olmuştur. Siyasal efendilerin, uzmanların ve yönetim işleri içinde yer alan eğitilmiş memurların karşısında kendilerini bir"delitant" ya da amatör konumunda bulurlar."cümleleri dünya devletlerinin bürokrasi ve siyaset ilişkilerinin ne yönde olduğuna dair bizlere ışık tutuyor. Özellikle ülkemiz  bürokrasisi ve siyasetinin de John Stuart Mill ve Max Weber’in bu eksende söylediği cümleler çerçevesinde şekillendiğini söylemek mümkündür.

  Ülkemiz kamu yönetiminde, bürokrasi ve siyaset ilişkileri en başta gelen sosyal olgulardan biridir.Yönetim bilimci Eryılmaz’ın ifadesiyle; bunlar arasındaki yapıcı ilişkiler bürokrasi-siyaset kurumunun  meşruiyetini güçlendirirken zıt ya da sorunlu ilişkiler temelde hükümetin, spesifik  olarakta rejimin meşruluğuna halel getirerek güçsüz ve zayıf düşürme  potansiyelini de bünyesinde taşımaktadır.

  Kendilerini sağ ve sol cenahta gören düşünürler,  bürokratik güçten  ciddi anlamda kaygı duyarlar. Sol cenahtaki bazı düşünürler, bürokratik kurum ve yapıları siyonist ve emperyalist güçlerin zayıf ulusları egemenlikleri altına almaları, gelir seviyesi düşük halkın esaret çemberinde tutulması gibi fay hatlarına  neden oldukları gerekçesiyle ciddi anlamda eleştirip  tenkit etmişlerdir. Sağ cenahtaki bazı düşünürler ise bürokratik yapılanmaları; enflasyon, alınan haksız  vergiler nedeniyle vatandaşın  gücünü zayıflattıkları ayrıca bürokratik  düzenlemeler yüzünden bireysel insiyatiflerin  zayıflatıldığı gibi etkenler  nedeniyle suçlamışlardır. Her iki düşünce şekli temelde bürokratik kurumları eleştirip, halkın ilerlemesi ve ülkenin gelişmesinde önemli bir engel olarak görmüşlerdir. Bu gibi tenkitler nedeniyle bürokrasinin nasıl firenleneceği konusu ciddi anlamda tartışılır olmuştur.

  Bu bağlamda bürokrasinin karşısına  siyaset kurumu çıkarılmış veya çıkmıştır. Bürokrasi, devletlerin ilk kurulduğu dönemden bu tarafa var olagelmiştir. Devletin oluşumuna sağlayan temel dürtü güvenlik olup bu görevler bürokratik yapıları işleten bürokratlar eliyle yerine getirilmiştir. Ülkemizdeki  bürokratik gelenekte bu çizgi üzerinde yürümüş olup, siyaset kurumu özellikle  çok partili hayata geçiş aşamasıyla kendini hissettirmeye başlayarak bürokrasiyi kısmen de olsa frenlemiştir.

  Bürokrasi ve siyaset kurumu  konjonktür gereği, bu meyanda zamanla bir birlerine rakip olagelmiştir. Dönemler itibariyle bir birine karşı gelerek yerine göre kuvvet, yerine göre de güç kullanmaktan bile çekinmemişlerdir. Bu bağlamda bürokrasi ve siyaset kurumu acaba niçin bir birlerine karşı güç ve kuvvet kullanıyor? Birlikte barış ortamında varlıklarını niçin sürdüremiyorlar? Bu soruların cevabını verebilmek için her iki kurumun varlığını devam ettiren temel argümanlara  değinmekte yarar vardır.

   Bürokratik yapılarda devamlılık olması nedeniyle bu kurumlarda ciddi anlamda bilgi birikimi vardır. Bürokratik bilgi uzmanlaşmayı da beraberinde getirerek bu hal zamanla yapısal bir güce dönüşebiliyor. Bürokratlar, bilginin uzmanlaşmaya dönüşmesiyle hızlı karar alabilme yetileri de gelişerek kendilerini ve yönettikleri bürokratik kurumları alternatifsiz bir konuma çekiyorlar. Bu bağlamda bürokratlar, daimi ve istikrarlı bir statünün avantajlarını yaşarlar. Bu yaşayış tarzı ve bürokratik alışkanlıklar, beraberinde bürokratik elit bir yapıyı da oluşturmuş oluyor.

  Başka bir ifadeyle bürokratik kurumlar, devletin oluşumu ve kuruluşundan bu tarafa ciddi anlamda kurum kültürü ve ideolojisiyle yoğrulup tartışılamaz bir yapıyı bünyelerine aktarıyor. Kendilerinden sonra gelecek bürokratlara bu ideoloji ve kurum kültürü aşılanıp önceki kurumlarla ve bürokratik elitle  irtibatları sağlanarak  profesyonelleşiyorlar.1980 sonrasında gelişen yeni kamu yönetimi anlayışı ile özellikle ekonomik yapılı bürokratik kurumların Bakanlıkların hiyerarşisi dışına çıkıp uzmanlık gücünü kullanarak özerk bir şekilde örgütlenebilmesi, bürokratik kurumlara yeni bir güç kazandırmıştır. Planlama, bütçeleme, projelendirme, örgütleme ve denetleme gibi teknik fonksiyonları bünyelerinde barındırmaları, bürokratik kurumlara meşruriyet temelli bir güç katmaktadır. Bu gibi temel argümanlar, bürokratik kurumları güçlendirip bürokratik oligarşinin oluşmasına ve devlet düzeneği içerisinde ciddi anlamda  güç sahibi olmasına neden olmuştur.

  Bürokrasinin freni olarak görülen ve kendine bu misyonu yükleyen veya yükletilen siyaset kurumunun  ise, temel  güç kaynaklarından bazılarını da şu şekilde dile getirmek mümkündür. Siyaset kurumu meşruiyetini anayasalardan aldığı için  kendine üst bir kurumsal kimlik atfeder. Bu eksende bürokrasinin üstü olarak kendilerini konumlandırırlar. Siyaset kurumu, bürokratların kullanımı için gerekli olan bütçeyi dağıtma yetkisine sahip olmaları ve kendilerini halk adına temsili kurum niteliğinde görmeleri nedeniyle bürokrasi karşısında ciddi anlamda bir güç kazanırlar.

  Siyasi liderler, bürokrasinin gücünü ve etkinliğini kırmak için halihazır bürokratik yapıların yanında, çeşitli alanlarda bürokratik hiyerarşinin dışında kendilerine doğrudan bağlı uzman personel kadrolarını kullanarak bilgi kaynaklarını geliştirirler. Bu bağlamda siyaset kurumu ülkemizde gücünü pekiştirmek için 1980 sonrası ortaya çıkan yeni kamu yönetimi anlayışının kendilerine  sunduğu olanaklardan yararlanmayı da bilmiştir.

  Ülkemizde, kamu yönetimi ekseninden bakıldığında bürokrasi-siyaset ilişkileri Tanzimat Devriyle başlayan yaklaşık 150 yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Bürokrasi kurumunun siyasal yapı ve siyasal sistem karşısında tamamen ikincil plana itilemeyen, hatta belli konjonktürlere göre daha da güçlenen bir yapıya büründüğü  söylenebilir. Osmanlı bürokrasisinin yapısı ve işleyişi, 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hattı Hümayunu ile yeniden şekillendirilmiştir. II.Mahmut döneminin son yılları ve Tanzimat Dönemi, Osmanlı kurumlarının yeniden yapılandırılması çalışmalarıyla geçmiştir.Bu reform tipi çalışmalar, Osmanlı'dan Cumhuriyete geçişte, Osmanlı'nın yönetim gelenekleri ve siyasi kültürü de büyük ölçüde Cumhuriyet yönetimine intikal etmiştir.

  Tanzimat yönetimimin bürokrasi anlayışı, mali ve mülki yönetim açısından merkezileşmektir. Yerelden çok merkezi yönetime ağırlık verilmesinin asıl nedeni, tanzimatçı aydınların ülkenin kurtuluşunu güçlü ve merkeziyetçi bir yönetimde görmeleriydi. Tanzimatla birlikte bürokratlar ve bürokrat kökenli devlet adamları, siyaset sahnesinde egemen bir unsur  olarak bu dönemde ortaya çıkmaya başladı. Yani siyaseti şekillendiren yine bürokratlardı. Bürokrasinin ittihat ve terakkinin ortaya çıkması ve güçlenmesiyle birlikte siyasallaştığı, teknik uzmanlık yerine siyasi yakınlık geleneğini öne çıkartan bir görünüm sergilediği hep gündemde yerini korumuştur. Tanzimatçıların   mevcut kadrolarının çoğu askeri kökenli olduğu için ordunun siyasete alet edildiği ve siyasetin ön plana çıkarıldığı eleştirilerine maruz kalmışlardır.

  Bürokrasi, tek parti dönemi olan 1923-1946 yılları arasında gücünü doruk noktaya çıkarmıştır. Başka bir deyişle bu dönem bürokrasinin altın yılları olmuştur. Bu dönemdeki askeri ve sivil bürokrasi, Atatürk'ün temel politikalarından olan  toplumun modernleştirilmesi, ülkenin sanayileştirilmesi ve topyekün bir kalkınmayla ülkeyi muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için  gayret sarf ediyordu. Cumhuriyet döneminde reformların gerçekleştirilmesinde büyük ölçüde reformcu kişilerden oluşan  sivil ve askeri bürokrasiden yararlanılmıştır.

  Tek parti döneminde, devlet-memur-halk ilişkisi "ceberrut bürokrasi","jandarma devleti" ve "ezilen halk "gibi kavramlarla değişik kesimlerce şiddetli bir şekilde eleştirilmiştir. Devletin aşkın niteliği ile tartışılmazlığı ve parti-bürokrasi derinliği  kendini her alanda gösteriyordu. Bürokrasi gücünü o kadar doruk noktasına çıkarmıştı ki siyaset bürokrasinin denetimi ve gözetiminde  cereyan ediyordu.Bu dönemde bürokrasi, 1950 yılına  kadar en güçlü  dönemini yaşamıştır.

  Çok partili hayata geçilmesiyle siyaset bürokrasiyi frenlenmiştir. 1950-1960 dönemi, bürokrasi açısından büyük bir gerilemenin itibar ve güç kaybının baş gösterdiği yıllar olmuştur. Daha önceki teknokrat bürokrasisi görevinden alınarak yerine partili ve eşrafa yakın kimseler bürokrat olarak atanıyordu.

  1960’dan sonra ise,  süreç tersine dönerek bürokrasi siyaseti frenlemeye başladı. Çünkü bürokrasi daha önceki dönemde ciddi anlamda güç kaybına uğramıştı. 1961 Anayasasıyla da bürokrasiye siyasi iktidar karşısında kayda değer bir özerklik kazandırıldı. Anayasa Mahkemesi gibi, siyasal iktidarın ve siyasi partilerin eylem ve işlemlerini  yargısal anlamda denetleyecek bir organın oluşturulması, bürokrasiye özerklik kazandırılmasının çarpıcı bir örneğidir. Bu dönemde askeri ve sivil  bürokrasi daha da güçlenmiştir. Ülke Yönetimi = Hükümet +Sivil Bürokrasi + MGK olmuştur.

  Yönetim bilimci Heper; siyasal elitlerin bürokrasiyi zayıflatmak için kullandıkları üç stratejiden bahseder. Bunlar; a-yetenekli insanların bürokrasiye katılmalarını caydırmak için memurların ekonomik durumunun zayıflatılması-b-üst düzey bürokratlardan gelen önerileri göz ardı etmek suretiyle onları refuze etmek c-siyasilerin kolayca kontrol edebileceği, KİT gibi alternatif bürokratik yapılar meydana getirmektir. Bu üçayaklı  strateji, siyasal iktidarlar tarafından özellikle 1983 yılından itibaren yeni kamu yönetimi anlayışı doğrultusunda  hızlı bir şekilde uygulamaya konuldu.

  Askeri yönetiminin himayesinde hazırlanan 1982 Anayasası, devletin üstün ve aşkın niteliğine vurgu yapmış  ve dolayısıyla devleti sivil toplum karşısında siyasal yönden güçlendirecek mekanizmalara ağırlık vermiştir. Bunun sunucu olarak, devletin siyasal ve ideolojik yönüne yapılan vurgu, kamu bürokrasinin  merkeze bağlılığını artırmış aynı zamanda sivil toplum üzerindeki rolünü de güçlendirmiştir. Kısaca ara rejim döneminde askeri-sivil bürokrasi ülke yönetimine tamamen egemen olmuştur.     

  1983 yılında Anavatan Partisinin iktidara gelmesiyle ve ekonomide liberal politikaların izlenmesi nedeniyle çeşitli alanlarda devlet tekili kaldırılmış ve özelleştirme süreci başlamıştır. Bu dönem, yeni kamu yönetimi doktrinin  ışığında (new public management) gelişmiş batı ülkeleri başta olmak üzere çeşitli ülkelerde özelleştime-deregülasyon ve devletin küçültülmesi politikalarının uygulamaya konulduğu önemli bir dönüşüm sürecini ifade eder

  1990'ların sonu ve 2000’li yılların  başında büyük ölçüde IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların etkisiyle bakanlıkların hiyerarşisi dışında üst kurullar bürokrasisi oluşmuştur. Dolayısıyla, önemli bazı kamu hizmetleri  “kurul" biçiminde örgütlenen bürokratik yapılara  transfer olmuştur.    

  Ülkemizdeki bürokrasi-siyasi iktidar ilişkisi yapısal  ve işlevsel anlamda her zaman uyumlu olmamıştır. Bazı dönemler, her ikisi de kronik sorun  haline gelmiştir. Siyasi iktidarlar kendilerini ülke yönetiminde tek söz sahibi olarak görmekte, yetkisinin sınırlama girişimlerini halkın iradesine müdahale saymaktadır. Bürokrasinin aktörü  olan bürokratlar ise, siyasi iktidarın uygulamalarını ülke çıkarlarıyla bağdaşmadığını düşündüğü konularda kendini görevli saymaktadır. Başka bir deyişle bürokrasi kendine aşkın nitelikli bir görev yüklemektedir. Aslında çatışmanın temeli, bu iki farklı anlayış nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

  Ülkemiz aslında bürokrasi ve siyasi iktidarın ortak yönetimiyle idare edilmektedir. Yani devlet; siyasi iktidar, askeri ve sivil bürokrasi tarafından idare edilmektedir. Bu nedenle, hiçbir dönemin siyasi iktidarları ve bürokratları kendilerini yaşadığı dönemin tek belirleyicisi sayamazlar. Hali hazırdaki bürokrasi ve siyaset kurumu, geçmişe saygılı olup ülkenin geleceğine de sorumluluk çerçevesinden bakmak zorundadır. Ne bürokrasi ne de siyasi iktidar, ülkeyi tek başına yönetemedikleri gibi tek başına her türlü soruna çözüm de getiremezler. Bu meyanda, bürokrasi ve siyasi iktidarların ana görevi, şartları doğru değerlendirerek ülkenin yapısal ve işlevsel sorunlarına etkin çözüm üretmek olmalıdır. Bu eksende, devletin ve demokrasinin çimentosunun  halk olduğunu bürokrasi ve siyaset kurumu unutmamalıdır. Etkin bir devlet yönetimi ve barışçıl bir toplum için  bürokrasi-siyasal iktidar-halk ahengi ve dengesi her alanda sağlanmalıdır. Bu ahengin oluşturulmasında ana görev siyaset kurumunundur.

  Nihai olarak; bürokrasi ve siyaset kurumu, biri diğerinin alternatifi olarak kendini görmek veya  birbirine karşıt ve zıt olmak yerine ülkeye hizmet etmenin koşullarını hazırlamak için ortak hareket edip her alanda eşgüdümlü bir şekilde çalışarak  devlete ve millete  hizmet etmenin erdemliğini ve kadirşinaslığını göstermelidir.(www.kayad.org.tr)


12334 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 25 Puan Verildi
 Kaynak :  Ali KOPLAY

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (2)

 21.08.2017

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (1)

 12.06.2017

Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (1)

 12.06.2017

Turgut Özalın kişiliği ve fikirleri (1)

 10.07.2014

Özal dönemi İsrail politikası (2)

 07.06.2014

Özal dönemi İsrail politikası (1)

 15.02.2014

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (3)

 23.08.2013

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (2)

 09.08.2013

Türkiye-Rusya ekonomik ilişkilerinin siyasete etkisi (1)

 04.07.2013

Teknolojik devrim

 10.06.2013

Türk kamu bürakrasisinin yeni yapısı (1)

 21.05.2013

663 Sağlık Bakanlığı Kanun Hükmünde Kararnamenin getirdiği yenilikler

 09.02.2013

Atanmışlar, seçilmişler ve insanlar

 20.12.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları(4)

 15.10.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları (3)

 05.09.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları (2)

 27.07.2012

“Atanmışlar, Seçilmişler ve İnsanlar” Bir bürokratın anıları

 23.06.2012

Ülkemizdeki siyaset kurumunun açmazları ve çözüm önerileri

 14.03.2012

Askeri harcamaların denetimi konusu

 05.12.2011

Ülkemizdeki derneklerin genel görünümü

 22.08.2011

Buhranın kaynağı ve çıkış yolu

 04.07.2011

Koruyucu hekimliğin önemi

 08.06.2011

Atatürk’ün ekonomik görüşleri ve o dönemdeki uygulamalar

 21.04.2011

Düşünce üretiminin önündeki engeller

 15.03.2011

Nevşehir görevimizin ardından

 09.02.2011

Jean Jacques Rousseau’nun devlet yönetimine ve siyaset kurumumuza etkileri

 24.01.2011

Sağlık turizmi

 28.11.2010

Ülkemizdeki siyaset-Bürokrasi ilişkisi

 14.10.2010

Aktif sosyal devlet yaklaşımı

 20.09.2010

Büyük oyunların izdüşümü

 17.08.2010

Ordu görevimizin ardından

 06.05.2010

Van görevimizin ardından

 06.03.2010

Kırklareli görevimizin ardından

 25.12.2009

Ülkemizdeki memur sendikacılığının genel görünümü

 28.11.2009

Ülkemizdeki siyaset kurumun açmazları ve çözüm önerileri

 01.10.2009

Yolsuzluk açısından sağlık sektörüne bakış

 18.06.2009

Giresun görevimizin ardından

 06.06.2009

Ülkemiz seçmeninin anatomisi

 29.05.2009

Koruyucu hekimlik sağlıkta öncü kuvvet

 29.05.2009

Bursa görevimizin ardından

 06.05.2009

Düşünce üretiminin önündeki engeller

 06.05.2009

1876 askeri darbesinden 27 Nisan e-muhtırasına

 06.05.2009

Yeni anayasa için yol haritası

 05.04.2009

 
 SON DAKİKA
 
 

 Duyuru
  HABERGÜNEBAKIŞ FACEBOOKTA  

  HABERGÜNEBAKIŞI DÜNYA DİLLERİNDE OKUMA  

  TÜRKİYE-GÜRCİSTAN HABERCİ GAZETESİNİ JPEG OLARAK OKU  

  Site videosunda Yaşamın İçinden Türkiye Programı fragmanı  

 
 Köşe Yazıları

İlker ÇAKAN

İlker ÇAKAN ¬
“Sanatçı; toplumun dertlerini, sorunlarını algılayan insan demektir”

Yasin TEMİZKAN

Yasin TEMİZKAN ¬
15 Temmuz Demokrasi Zaferi

Prof. Dr.Reşat KASAP

Prof. Dr.Reşat KASAP ¬
Demokrasinin gelişmesinde ve sağlıklı bir toplumun oluşumunda

Doç. Dr. Meral MERT

Doç. Dr. Meral MERT ¬
Şeker hastalığı

Sadullah KAVAK

Sadullah KAVAK ¬
Vatandaş ve insan olmamızın gereği üretmek

İbrahim UYAR

İbrahim UYAR ¬
MÜSİAD Türkiye’de 86, yurtdışında 68 ülkede 181 noktada

Ali KOPLAY

Ali KOPLAY ¬
Bütçe dışı fon uygulamaları ve Türkiye Varlık Fonu (2)

Av. Fatih SARIOĞLU

Av. Fatih SARIOĞLU ¬
Gürcistanda orturum başvurusunun reddine itiraz davası

Prof MuhittinYÜREKLİ

Prof MuhittinYÜREKLİ ¬
Batı

Doç.Dr.Elçin AHMEDOV

Doç.Dr.Elçin AHMEDOV ¬
Ermenistanın devlet terörü politikası ve Azerbaycana karşı saldırganlığının sonuçları

Doç MürtezaHASANOĞLU

Doç MürtezaHASANOĞLU ¬
Dünyanın düzeni nereye gidiyor?

Dr. Emine ÖKSÜZOĞLU

Dr. Emine ÖKSÜZOĞLU ¬
Hz. Peygamber hürmetine, dön yüzünü bana

Abdil KOÇ

Abdil KOÇ ¬
Ne kadar çevreciyiz?

Leman HALİLOVA

Leman HALİLOVA ¬
Kafkasyanın iki önemli stratejik müttefiki

Cemal TUZCUOĞULLARI

Cemal TUZCUOĞULLARI ¬
Yaratıcı muhasebe stratejileri(1)

Hasan AZAKLI

Hasan AZAKLI ¬
Dünyada nadir bir örnek; iki ülke bir gazete, TÜRKİYE-GÜRCİSTAN HABERCİ GAZETESİ

Naile MEMMEDOVA

Naile MEMMEDOVA ¬
Avrupa oyunları; neden Azerbaycan?

Kübra IŞIK

Kübra IŞIK ¬
Aşırı terleme (Hiperhidroz)
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 21
 Bugün : 104
 Dün : 686
 Toplam : 1085845
 Ip No : 34.237.51.159
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam
 Reklam
 Reklam

 



 
 

   © Copyright - 2009- http://www.habergunebakis.com/ - Habergunebakis.com'da yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya yazarlara ait yazılardan dolayı Haber Güne Bakış sorumlu tutulamaz.

Bu site

HABER GÜNE BAKIŞ

altyapısını kullanmaktadır.